Menü Kırıkkale'yi bizden sorun...
İSMAİL DURSUN KUZUCU

İSMAİL DURSUN KUZUCU

Tarih: 02.04.2013 01:57

Yaşanmış Gerçek Halk Hikayeleri (3)

Facebook Twitter Linked-in

Dünya dönüyor
Yaz bitmişti.Yaprakların yavaş yavaş sararmaya başladığı bir günde,ilk görev yerim olan Yozgat ili, Sorgun ilçesi, Akocak Köyüde ilk olarak  göreve başladım.Buraya gelmeden önce mesleğimle ilgili çeşitli yerlerde staj yaptım ama hala içimden mesleğimi yapabilirmiyim yapamazmıyım diye bir kuşku vardı. Köyün doğal yapısı sanki kendi köyüme benziyordu. Altmışbeş haneli kutu gibi bir köy. Okul biraz köyün dış kısmında olduğu için  köyün merkezinden Ankara ya kapıcılığa giden bir ailenin evinde oturmaya başladım.
Aradan biraz zaman geçince  köylü beni bende köylüyü tanımaya başladım.Evim köy imamının evine çok yakındı. Beni yemek saatlerinde evine buyur ederdi. Yine bu davetlerden birinde;??Öğretmen bey sen bundan sonra bizim oğlumuzsun.Tüm yemek saatlerinde seni artık bekliyoruz. Gelmezsen gönül koruz. Sen gelmezsen biz yemeğe başlamayız??dediler. Ben bir iki gün yan çizip gitmek istemedim ama çocuklarını salıp yemeğe gelmemi sağladılar. Ben artık köyün imamı ile bir aile olmuştum. Bekar olduğum için bu durum işlerimi iyice kolaylaştırdı. Böyle dağ başı bir köyde  bir anlamda ekmek elden su gölden geçinip gidiyordum. Hoca gelene gidene??çok temiz bir öğretmenimiz var. Müslüman çocuğu,keşke tüm öğretmenlerimiz böyle olsa??diyordu.
Öğretmenlik yaptığım bu köy siyasi yapısı farklı üç beş köyün ortasında kalmış büyükleri okunma yazma bilmeyen bir köydü.
Bir gün imam yakın köye gitmişti. Ben kahvede iken geldi ve kapıdan içeri girdi. Benim bulunduğum masaya göz atarak selam verdi. Öğretmen bey burada mısın?  Ardından kahkahalar!! Büyük bir buluş yapmış bilgin edasıyla:
Köylüler pür dikkat...
-??Yakın köyün öğretmenide köylüler gibi cahil olmuş ??dedi
-Ne oldu hocam hayırdır dedim.
 ?-?.......   köyün?nün öğretmeni dünya dönüyor?? dedi.
-??Öğretmen bey sen müslüman çocuğusun,dünya dönermi hiç? Koca arz döner mi? Dünya dönse Kuran da yazmaz mı? Yazsa ben size söylemem mi?  Sen doğruyu söyle öğretmen bey,şu halkta doğruyu bilsin?? dedi.
Dedimya köyün büyüklerinden kimse okuma yazma bilmiyor. Temiz,doğru ve güvenilir biri olan köy imamıda sadece eski yazı biliyor. Kulaktan dolma bilgiler aldığından diğer müsbet bilgilerden habersis.
Ben şöyle bir durakladım. Acaba doğruyu ,yani dünya dönüyor mu desem yoksa hocanın evinde ekmeğini yiyorum, ekmek kesilmesin diye dünya dönmüyormu desem derken ne olcaksa olsun diyerek hocam dünya dönüyor dedim.
Hocanın gözleri büyüdü şakakları kızardı.??İyi dediğimiz öğretmene bak hiç komşular koca dünya döner mi??dedi.
Bende: Hocam Kuranı Kerim en son gelen kutsal kitabımızdır ve en son peygamberimizin kitabıdır . Dünya durdukca nuru ile tüm insanlığı aydınlatacaktır. Kitabımızın hangi ayeti hangi suresinde olduğunu bilemiyorum yalnız bu Kuran da yazıyor dedim.
Hemen bir türkce açıklamalı Kuran bulundu ve okundu. Ayette bu konu ile ilgili aynen şöyle yazıyordu:??Kulum kendi miğferi etrafında dönen ayı yıldızı ve gök cisimlerini,bütün evreni alemi senin için yarattım.İstediğin gibi istifade edebilirsin??diyordu. Bu hükümle bende hayrete düştüm 1400 Yıl önce gelen bu kitabımızda bütün zamanlara ışık tutan bu hükmü gözlerimle gördüm. Aklımdan  kimbilir bizleri hayretlere düşürecek  daha bilmediğimiz bir çok hükümler var diye geçti.
Baktım köyün büyüklerinin hiçbiri okuma yazma bilmiyor. Bilmedikleri için o güzel dinimizi yanlış yorumluyorlar. Herkes imama inanıyor .Bana inanmaları elbette zor. Benim dinimize verdiğim değeri bildiklerinden   kendilerinden biri olduğumdanda kuşkuları yoktu.
Hemen orada bir top,bir portakal,bir el lambası buldum. Kendilerine bir deney yapacağımı,gecenin,gündüzün ve mevsimlerin nasıl oluştuğunu anlatacağımı söyledim.
Köy imamı:
-??Öğretmen bey ne anlatacaksın her gün Cenabi Allah doğudan,kudretinden bir güneş yaratıyor akşam olunca batıda bir batakhane var orada söndürüyor?? dedi.
Bunu duyunca çok üzüldüm.Güzel dinimizi imamlara iyi öğretilmediğini ,onlara gerekli önem ve değerin verilmediğini anladım. Bu olayı oradakilere anlatmada acz içinde kaldım. Ben bir öğretmendim ve devlet beni yediyıl okutmuş  şimdi yılmak yok biz buralara her türlü olumsuzluklarda ışık olmak içi geldik dedim.
Kahvenin ışıklarını söndürdüm.Kahvedekilere;bakın arkadaşlar: Ben bir deney yapacağım. Tabi siz bunu yeni görüyorsunuz.Siz benim anlatacaklarıma inanıp inanmamada serbestsiniz. Bende sizlerin dediklerini sonuna kadar dinleyeceğim dedim. O zamanda sizler beni inandırın dedim. Arkadaşlar bu top olarak gördüğünüz dünya,bu portakal olarak gördüğünüz ay,bu el lambasınıda güneş olarak düşünün...diye başlıyarak gecenin gündüzün,mevsimlerin,ayın durumlarını genişce anlattım. İmam yine inanmadı veya inanmamış gibi yaptı fakat köylülerin çoğu inandı. İçlerinden birisi:??Tamam öğretmen bey askerde  Ali Okulun da bizede böyle öğrettiler?? dedi.
Yaşadığım bu olaylar beni çok düşündürdü. Bu köyün okumaya yazmaya,öğrenmeye mutlaka ihtiyacı var diye düşündüm. Burası öyle bir yerki 65 haneli köyde dört tane kahvehane vardı.İnsanlar vakitlerinin büyük bir kısmını burada geçiriyorlardı.
Hemen ertesi gün ilçe kaymakamına çıktım. Daha stayjer öğretmendim.Kaymakama: Efendim ben Akocak Köyü nün öğretmeniyim. Bu köyün yetişkinleri arasında hiç okuma bilen yok. Eğer müsadeniz olursa bu köyde okuma yazma kursu açmak istiyorum dedim.
Anlattıklarım kaymakam beyin hoşuna gitti. Beni tebrik etti ve halk eğitim müdürünün yanına gönderdi. Ben gerekli müsadeleri aldım ve doğru köye gittim. Camiden anos ettirdim.Yetişkinlere yarinden ihtibaren okuma yazma kursu açtığımı ilan ettim.
Ertesi gün okul doldu taştı. Aradan geçen birkaç gün zarfında okul köye uzak olduğu için mevcut azalmaya başladı. Ben de kara tahtayı,fişleri ve gerekli eğitim meteryallerini merkezdeki köy kahvesine taşıdım. Köylü önce ne olduğunu anlayamadı. Bende bunun kaymakamın emri olduğunu ve bundan sonra her gün akşam saat 20 ile 21 arasında kahvehanede okuma yazma kursu vereceğimi ve çay ve sigara içerek beni dinleyebileceklerini söyledim.
Kahvenin etrafı panayır yeri gibi oldu. Burası köyün orta yeri idi. Herkes durumdan memnundu. Fişleri okuyor,basit sayı ve hesapları  öğretiyordum. Ayrıca kahvenin bir köşesine küçük bir kütüphane yaptım ve diğer zamanlarda kahvehanedekilere hikaye ve roman okumaya başladım.
Aradan zaman geçince korkmaya başladım. Devletin tahta ve fişlerini kahveye getirmiştim. Burası kağıt oynanan bir yerdi.Devletin bir yetkilisi gelse ben nasıl hesap vereceğim diye düşünmeye başladım. Zira ben yeni bir öğretmen ve stayjerdim.
Aradan bir kaç gün geçti köyün bekcisi okula geldi ??Öğretmen bey hükümet adamları geldi seni kahvede bekliyorlar?? demesiyle terin içinde kaldım. Kahvedeki kara tahtanın ve tebeşirin hesabını nasıl vereceğim diye korkmaya başladım. Eskiden devletin malını korumak ve hesabını vermekte çok önemli bir işti.
Kahveye vardım,kapıyı açtığımda büyük bir kalabalığın oturmuş beni beklediğini gördüm. Kahveci,ben içeri girince:??İşte köyümüzün öğretmeni geldi??dedi.Ben korku içinde kalabalığı süzdüm.
İçlerinden takım elbiseli,keli feli,kravatlı,görünüşü gayet düzgün biri ayağa kalktı ve bana ??Öğretmenim gel seni anlından bir öpeyim??dedi ve devam etti.
 ??Ben  CHP  Yozgat Senetörü Veli Uyar? ım.Meclis senotosunun üçte biri seçimle geldiğinden,seçim çalışması için köye geldim.Tüm köyleri geziyorum. Böyle bir çalışmayı hiçbir yerde görmedim??Köylülere dönüp??Akocaklılar;ben buraya oy istemeye geldim ama artık bana oy verin veya vermeyin önemli değil fakat öğretmeninize sahip çıkın?? dedi.
Sonra bana dönüp:
-Sayın öğretmenim senin çalışmalarını her yerde her ortamda dile getireceğim. İstediğin her şeyde sana yardımcı olacağım. İşte gerçek öğretmen dedi. Beni köylüye emanet etti. Meclisteki adresini verdi ve yanına beklediğini söyleyip gitti.
Ben öğretmen okulu mezunuyum ve gittiğim  her yere ışık götüreceğimi ve tüm olumsuzluklarla mucadele etmem gerektiğini bize büyük bir titizlikle öğretmişlerdi. Bizim öğretmenlerimizde bize üzerine basa basa siz  orada köyün sadece öğretmeni değil doktoru, hemşiresi, zirattcisi ve  hertürlü işine koşan birrer  hizmetcisi olacağımızı zihnimize,belleğimize çok iyi işlemişlerdi. Çünkü ??köylü milletin efendisiydi.?? Bundan 36 yıl önce yaşadığım  bu hatırayı bugün bir çok kişi inanmayıp yadırgıyabilir.Türkiyemiz cihan savaşları ve kurtuluş savaşından  sonra en büyük savaşı cehaletle yapmıştır.
Bu gün ne mutlu bize ki okumanın ve yazmanın önemini herkes kavradı. Okur yazar oranımız yüzde yüzlere yanaştı. Bu konuda yapacak daha çok işimiz var. yalnız daha umutlu daha istekli daha bilinçli. Saygılarımla...

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —