Geçtiğimiz hafta bir kurban bayramını daha hayvancılık tartışmalarının eşliğinde kutladık. Geçen yıl ithal kurbanlıklar gündemdeydi. Bu yılda et ithalatı ile süt ve et fiyatları büyükbaş hayvancılıkla ilgili tartışılan konuların başını çekiyor.
***
Et ithalatı tartışmaları Temmuz-Ağustos aylarında başladı. Bu tarihlerde “Et stokları tükendi. Dünyanın en pahalı etini yiyoruz” diyerek başlatılan kampanyanın ardında, et ithalatını bir kez daha gündeme getirmek isteyen ithal et lobisinin olduğu açıklandı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehdi Eker’in, 17 Ağustos tarihinde, “Rakamlar ortada iken `Ete zam yapıldı, ithalata kapı aralanıyor` sözleri spekülasyondur. Ete zam yapmayı gerektirecek ortam yok. Bu spekülatörlerin girişimi” şeklindeki açıklamasıyla bu tartışma şimdilik kapandı.
***
Süt fiyatlarıyla ilgili tartışmalar 1 Nisan 2013 tarihine kadar gidiyor. Bu tarihten itibaren çiğ süt fiyatlarıyla ilgili görüşmeler tam 4 ay sürdü. Görüşmeler sonunda, 1 ağustostan itibaren, litre başına belirlenen 1 TL’lik fiyat üreticimizi memnun etmediği gibi, bu fiyatın bile altında (70-90 kuruş) sütlerini satmak zorunda kalan birçok üreticinin olduğu gelen haberler arasında. Belirlenen çiğ süt fiyatı 31 Aralığa kadar geçerli olacak. Bu tarihten sonra yine süt fiyatlarıyla ilgili görüşmeler başlayacak ve tartışmalar kaldığı yerden devam edecek.
***
Et fiyatlarıyla ilgili tartışmalar zaten hep gündemde. Dünya gazetesi yazarlarından Sayın Ali Ekber Yıldırım’ın 17 Eylül tarihli haberinde “Üreticilerin Et ve Süt Kurumu ile yaptıkları sözleşmeler gereği hayvan başına 300 TL ödememek için karkas etin kilosunu 15.3-15.6 arasındaki bir fiyattan sattıkları, bu fiyatın 1 kg etin maliyeti olan 16 TL’nin altında olmasından dolayı, et fiyatlarından şikayetçi oldukları” belirtiliyor.
***
Bu tartışmalara 2010 yılından bu yana verilen sıfır faizli kredilerle kurulan, ancak işletmecilik hataları nedeniyle iflas eden veya şu an için kapanma noktasına gelen hayvancılık işletmelerini de dâhil etmemiz gerekiyor.
***
Görüldüğü gibi tartışmalar sürüp gidiyor. Aslında bu tartışmaların hepsinin temelinde girdi maliyetlerinin yüksekliği yatıyor. Bilindiği üzere hayvancılıkta girdi maliyetlerinin en önemli kısmını (yüzde 65-70) yem masrafı oluşturuyor. Bu gerçeğe rağmen hayvancılık işletmelerimizin büyük bir çoğunluğu halen kendi yemini üretemiyor. Ülkemizin en büyük hayvancılık işletmelerinden Tire Süt Kooperatifi’nin yönetim kurulu başkanı Sayın Mahmut Eskiyörük’ün Ziraat Dünyası Dergisi’ne verdiği röportajda, yem üretecek arazisi bulunmayan ve bunları hazır alan işletmeleri, hayvanlarını lokantadan besleyen işletmelere benzetmesi bu bakımdan çok anlamlı. Yemini kendi veya kiraladıkları arazilerinde üretecek işletmelerin çoğalması hayvancılığımızın sürdürülebilirliği açısından önemli. Politikaların bu bilimsel gerçek doğrultusunda oluşturulması temennisiyle…