Türkiye istatistik Kurumu (TÜİK) 12 Nisan tarihinde 2011 yılı ?Sera gazı Emisyon Envanteri? sonuçlarını yayınladı. Hemen belirtelim ki gerek ülkemizdeki gerekse diğer ülkelerde yayınlanan emisyon envanterleri hepimizi ve tüm insanlığı doğrudan ilgilendiriyor.
***
Nasıl ilgilendirdiğini cevaplamadan önce, birkaç rakam vererek hem ülkemizdeki hem de dünyadaki sera gazı emisyonlarındaki artışa dikkat çekelim. TÜİK envanterine göre 1990 yılında ülkemizde toplam 188 milyon 400 bin ton karbondioksit eşdeğeri sera gazının havaya salındığı, bu miktarın 2011 yılında toplam 422 milyon 400 bin tona ulaştığı bildirilmektedir. Bu verilere göre ülkemizde 21 yılda sera gazı emisyonu nerdeyse 2.5 kat artmış. Dünya genelinde ise 1990 yılında 21.5 milyar ton olan emisyon miktarı 1.5 kat artarak 2011 yılında 34 milyar tona ulaşmıştır. Verilen bu rakamlar atmosferdeki karbondioksit (CO2), metan (CH4), diazot monoksit (N2O) gibi bir takım sera gazlarının sürekli arttığını gösteriyor.
***
Bu artışlar hiç şüphe yok ki insan kaynaklı faaliyetlerden kaynaklanıyor. TÜİK envanterine göre bu faaliyetler kömür, petrol gibi fosil yakıtlardan enerji kullanımı, endüstriyel işlemler, atıklar ve tarımsal üretimi kapsıyor. Bunlar arasında, en büyük payı yüzde 71 ile enerji kaynaklı emisyonlar alırken, bunu sırasıyla yüzde 13 ile endüstriyel işlemler, yüzde 9 ile atıklar ve yüzde 7 ile tarımsal faaliyetler takip ediyor.
***
Sera gazı emisyonları, küresel boyutta alınan önlemlerin yetersiz olması nedeniyle, her yıl katlanarak artıyor. Bu artışların doğal sonucu, yerkürenin ortalama yüzey sıcaklıklarındaki artış nedeniyle ortaya çıkan küresel ısınmadır. Bu olayı, tıpkı güneş ışınlarıyla ısınan bir seranın içerisindeki sıcaklığın artışına benzetebiliriz. Küresel ısınmaya bağlı olarak yaşanan iklim değişikliğinin, dünyada neden olabileceği tarımsal, çevresel ve sosyoekonomik sorunlar hakkında çok şeyler yazıldı. Konunun ciddiyetini daha iyi anlayabilmek için, kendi ülkemizde neler yaşanabileceği bakalım. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğünün internet sayfasından ?İklim Değişikliklerinin Türkiye Üzerindeki Olası Etkileri? aynen aşağıdaki şekilde özetlenmiştir:
? Sıcak ve kurak devrelerin süresindeki ve şiddetindeki artış, kuraklık ve çölleşme ile tuzlanma ve erozyon gibi olayları hızlandıracaktır.
? İklim kuşaklarının kuzeye kayması sonucu Türkiye, daha sıcak ve kurak iklim koşullarının etkisinde kalabilecektir.
? Türkiye?nin mevcut su kaynakları sorununa yeni sorunlar eklenecek, içme ve kullanma suyunda büyük sıkıntılar yaşayacaktır.
? Tarımsal üretim potansiyeli değişebilecektir. (Bu değişiklik bölgesel ve mevsimsel farklılıklarla birlikte, türlere göre bir artış ya da azalış biçiminde olabilir).
? Karasal ekosistemler ve tarımsal üretim sistemleri, zararlılardaki ve hastalıklardaki artıştan zarar görebilecektir.
? Sıcaklıktaki artış insan ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapacak, aşırı sıcaktan kaynaklanan hastalık ve ölüm oranları artacaktır.
? Deniz seviyesi yükselmesine bağlı olarak Türkiye?nin yoğun yerleşme, turizm ve tarım alanlarının yer aldığı alçak alanları su altında kalacaktır.
? Mevsimlik kar ve kalıcı kar-buz örtüsünün kapladığı alanlarda, erimelere bağlı olarak kar çığları, sel ve taşkın olaylarında artış olacaktır.
? Deniz akıntılarındaki değişmeler, deniz ekosistemleri üzerinde olumsuz etkiler yaratacak, deniz ürünleri azalacaktır.
? Son yıllarda Türkiye ormanlarında toplu ağaç kurumalarının, zararlı böcek salgınlarının ve yangınların arttığı bilinmektedir. İklim değişikliğine bağlı olarak kuraklık derecesinin artması, bu olayları daha da hızlandıracaktır.
***
Şüphesiz Türkiye?nin değişik bölgeleri, küresel iklim değişikliğinden farklı biçimde etkilenecektir. Özellikle çölleşme tehdidi altındaki yarı kurak ve yarı nemli özelliğe sahip; İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerimizde tarım, ormancılık ve su kaynakları açısından daha olumsuz sonuçlar görülecektir.
***
Bu yazının içeriği, belki içimizi karartmış olabilir. Ancak yazıda anlatılanlar, başlıktaki ?BÖYLE GİDERSE??nin devamını sorguluyor. Tabi ki ?BÖYLE GİTMEZ.? demek de bizim elimizde. Sürekli kazanma hırsı içindeki insanoğlu gerçeği karşısında bu seçeneklerden hangisi daha geçekçi olabilir ki. Ancak yine de umutlarımızı kaybetmemek adına yazının sonunu TEMA vakfının ?İklim Değişikliğini Engellemek Bizim Elimizde? sloganı ile noktalamak isterim.



