Kimse kusura bakmasın ama magandalar sadece düğünlerde olmuyormuş. Hani televizyon haberlerinde sık sık duyarız. “Bilmem hangi şehirde yapılan sokak (ya da kır ) düğününde, atılan maganda kurşunuyla bir vatandaşımız daha can verdi” diye.
Ya da stadyumda olay çıkaran eli sopalı palalı holigan haberlerini izleriz sıklıkla. Magandalık ve holiganlık, aymazlık ya da saygısızlık sadece düğünde silah sıkanlara, stadyumlarda sokaklarda palayla sopayla insanlara saldıranlara has bir özellik değilmiş.
Belki önceden de vardı ama bu seneki Ramazan ayında sanki daha bir yoğunlaştı bu Ramazan magandalığı. Nerede hareketli bir sokak varsa o sokak boylu boyunca gece gündüz halka açık bir kahvehane oluverdi. Kahvehaneler ve orada oyun oynayanlar elbette her yerde var.
Bir örnek vereyim:
Mesela Güzeltepe ve Gürler gibi bazı mahallelerde kahvehane sahipleri kaldırımlara okey tezgâhlarını açmışlar ki hey babam hey. O gecenin saat 1’inde 2’sinde okey taşını insanlar ıstakaya, masalara şaak şaak diye vurmazlar mı, sokak inliyor adeta. Siz gelin o kahvehanenin üstünde, yanında, karşısında oturun da uyuyun bakalım.
Bunu yapanlar ve yaptıranlar: “Bir ay da uyumayın canım ne olacak? Geriye kalan 11 ay uyumaya devam edersiniz” diyorlar herhalde.
Biz kimsenin kahvehane veya çay ocağı açıp, ticaret yapmasına karşı olamayız. Ama bu, ticaret-esnaflık falan değil. Düpedüz halkın sokağını, kaldırımını işgal etmektir. Tekrar ediyorum bu kaldırımları işgal etmektir. Herhangi bir vatandaş o kaldırımlarda sakız satmak için, simit satmak için küçük bir tezgâh açmaya kalksa zabıta hemen tepesine biniverir.
Peki… Bu çok açık ve net olarak yapılan kaldırım işgaline niye izin verilir? Özellikle de Ramazan ayında oruçlu insanlara eziyet edilmesine niye izin verir Belediye yetkilileri?
20-30 tane çay ocağı ya da kahvehane sahibi kazanacak diye merkezde yaşayan 100 bin insanın rahatsız olmasına göz yummak, haksızlığa ve hukuksuzluğa göz yummaktır.
Bu çay ocakları ve kahvehaneler sadece kaldırımları işgal etmekle kalsalar hadi neyse. Ama gündüz vaktinde bu kaldırımlara doluşan 18-19 yaşlarındaki bu -Müslüman gençler!!!!- oruçlu insanların gözünün içine baka baka, hatta insanların burnuna doğru, yüzüne doğru sigara dumanını üfürmeleri, limonata ve çaylarını höpürdetmeleri, hangi insafa, vicdana ve hangi ahlaki kurala sığıyor.
O sokaklardan, kaldırımlardan bayanların geçmesini bırakın, erkeklerin bile zor yürür duruma getirilmesi neyle izah edilebilir?
Güya Kırıkkale mütedeyyin insanların yaşadığı yer olarak bilinir. Mütedeyyin Kırıkkale böyleyse ört ki ölem!.. Peki, bu ortamın oluşmasına sebep olan izin veren yetkililer bunun manevi hesabını nasıl verecekler acaba?
Hani hep örnek verilir ya:
Osmanlı döneminde Müslümanlarla, Ermeni-Rum-Yahudi azınlıklar aynı mahallede yaşarlarmış. Ramazan ayı geldiğinde oruç tutan insanların canı çeker diye gayrimüslim aileler, kendi çocuklarının ellerine bir yiyecek alarak bunu sokakta yemelerine müsaade etmezlermiş.
Bu Ermeni-Rum-Yahudi aileler bile MÜSLÜMAN AHALİNİN ORUCUNA SAYGI GÖSTERİRMİŞ...
Elbette ben hiç kimseyi oruç tutmaya zorlayamam. Ama hiçbir Allah’ın kulu da halkın ortak malı olan kaldırımları işgal ederek, bacak bacak üstüne atıp, oruç tutan insanların yüzüne doğru sigara üfürme saygısızlığında bulunamaz. Ben ne hocayım ne imam. Bu konunun dini tarafını keşke Kırıkkale Müftülüğü sık sık işlese ve anlatsa daha iyi olur.
Ancak tekrar ediyorum. Bu ortamın oluşmasına Belediye yetkilileri izin verdiğine göre kendilerini öte tarafta kurtaracak bir cevaz ve hüküm keşfetmiş olmalılar sanırım.
Son söz…
Özellikle şu Ramazan ayında; kaldırımlarda çay ve kola höpürdeterek; tost, çörek, börek, köfte ve kebap yiyerek; bacak bacak üstüne atıp sigara tüttürerek (Allah’tan sigara içmiyorum) bana kaldırımlarda yürüme hakkı tanımayan bu insanlara ve buna sebep olan yetkililere, o kaldırımların yapımı için vergi veren bir vatandaş olarak, hakkımı helal etmiyorum. Bu kadarına da hakkım var herhalde.



