Allah´ım kimseyi kıskançlık ve haset hastalığına yakalatmasın. Bu öyle kötü bir hastalık ki insanı yer bitirir, iliklerini kemirir, uykularını kaçırır, ne sabahı, ne akşamı olur. Has etlendiği kişi hiçbir şeyden habersiz yoluna devam ederde, haberi bile olmaz. Olan kendine, gönlüne, yüreğine, bedenine olur. Ezayı ve cefayı boş yere kendisi çeker. Başına gelenlerin neden olduğunu bir türlü anlayamaz. Mutlu olmak için Allah´ım ?´Komşuya iki, bana bir versin´´ diyen insanların gerçek mutluluğu yaşadığını biliriz. Kıskançlığımızdan, hasetliğimizden bana verince komşuya da vereceğini düşündüğümüzden uykularımız kaçıp, komşuya o bir tavuk bile istemeyiz.
Bu dava yıllar önce böyle değildi. Kimse kendi menfaatini düşünmez bir başkasını kıskanmaz ve has etlenmezdi. Her şeyi kendi için değil, aynı ülküyü paylaşan arkadaşları için isterdi. Aynı davanın insanları acıyı ve kederi beraber yaşarlar. Biri birimizin üstünlükleri bizim ayrışma noktamız değil, birliğimizi ve beraberliğimizi sağlayan ortak değerlerimizdi. Geçen zaman maalesef hepimizi değiştirdi. Doğrudan ziyade sermayeden yana tavır aldık. Yirminci yüzyılın burjuvası maalesef hepimizin öz değerlerini değiştirdi. Birçoğumuz davayı bırakıp, malı mülkü ve cebi şişkinlerin yanında olduk. Ölümümüz pahasına doğrunun yanındayken, kıvırtıp doğrunun kişiye göre değiştiği bir duruma geldik. Duygularımız çağın ve sermayenin kıskançlık hastalığı yüzünden yok olmaya başladı. Kıskançlık hastalığımız gün geçtikçe ilerledi. Bu günkü ilaçlar hastalığımıza kâfi gelmemektedir. Sermaye, kendini daha önemli hissettirmek için baskısını artırmakta, dozajını yükseltmektedir.
Seçimler bitti. Herkesin önünde yeni bir yol haritası var. İnsanlar ?´Hanya´yı da Konya´yı da gördü.´´ Artık kahvelerde, çay ocaklarında, kıyı ve köşelerde oturup dedi kodu yapmak kimseye bir şey kazandırmaz. Seçimi kazananlar tüm Türkiye´yi bütün bir milleti kucaklayacak çalışmalar yaparken, kaybedenler ise çalışmalardaki yanlışlarını gözden geçirip ileride nasıl başarılı olacağını düşünmelidir. Zaten´´ Atı alan Üsküdar´ı geçmiş.´´ Bizler gözümüzün önüne bakmalıyız. İleriki dört yılda artık sen yoksun. Daha sonraki yılları da boşa geçirmek istemiyorsan şimdiden yaptıkların tüm taktiksel hataların önce ne olduğunu anlamalısın. Sonrada oturup tüm yetkili kurullarda bu hataları tartışarak gidermeye çalışmalısın.
Özellikle kaybedenlere sesleniyorum: Tüm bunlardan sonra hala gelip sırıtarak yüzünüze ?´Siz aslında çok başarılısınız´´ diyorlarsa bilin ki onlar sizin dostunuz değildir. Nasıl ki padişahın soytarıları her gün ?´Padişahım çok yaşa´´ deyip Osmanlı, önce gerilemeye, sonrada batmaya gitti ise, sizin soytarılarınızın da size aynı akıbeti hazırladıklarını unutmamalısınız.
Kimseyi kıskanmadan, has etlenmeden oturup ortamları tüm açıklığı ile tartışıp yorumlamalıyız. Pes etmediğin müddetçe rakibin ne kadar kuvvetli olursa olsun sen yenilmiş sayılmazsın. Her saltanatın da bir sonu olacağını unutmamalısın.
Yenilmek pes etmek değildir. Yenilmek yok olmak değildir. Aslında bu bir geriye çekiliş, bir kendine geliştir. Yeniden doğuş, yeniden yeşerme, yeniden filizlenmedir. Ortalığı toparlayıp yeniden mevzi almaktır. Yeniden bir strateji geliştirip yeniden taktikler almaktır. Yeniden kuvvetlenmek, yeniden hücum etmektir. Rakibin karşısına tekrar geçip ben ölmedim, buradayım, çık karşıma demektir.


