Mekodanya gezisiydi. Otobüsümüz bir tarafı masmavi göl, öbür tarafı yemyeşil ormanların arasından ?S´ çizerek ilerliyordu. Kafiledekiler her iki taraftaki güzellikleri görmek telaşıyla kafalarını bir o yana bir bu yana çevirerek tüm güzellikleri görmeye çalışıyorlardı.
Çankırı ekibinden bir arkadaşımız şu andaki gezi istikametimiz neresi diye sordu.
Rehberimiz, otobüsün mikrofonunu eline alıp ?´Kocaman bir ırmağın dağın altından nasıl kaynadığını göreceksiniz. Sağ tarafınızda gördüğünüz Ohri Göl ü´nü besleyen ırmak hemen üst tarafındaki bir tepenin altından doğar, bu gördüğünüz gölü besledikten sonra yine gölün aşağı kısmında bir yerden´ Drim Irmağı´ (Siyah Drim) olarak uzun bir yol katlettikten sonra Adriyatik denizine dökülür´´ dedi.
Hepimizi bir merak sarmıştı. Koca bir ırmağın bir tek kaynaktan doğması biraz garip geliyordu.
Sakarya Irmağının doğduğu Sakar başını, Kızıl Irmağın doğduğu Kızıl Dağı´nı, Yeşil Irmağın doğduğu Kelkit Vadisini görmüştüm ama hiç birinde doğdukları yerde kocaman bir nehir olmuyorlardı. Hepsi de gittikleri yerlerde derelerin, çayların birleşmesiyle büyüyüp koca bir ırmak oluyorlardı.
Suyun doğduğu yere (Aziz Neum Kaynakları) yaklaştığımızda arabadan inerek bize doğru hışımla akan ırmağı takip ederek suyun kaynağına doğru ilerlerdik. Bizden önce gelmiş turist kafileleri kimi alış veriş yapıyor, kimi doğal güzellikler içinde resim çekiyorlardı. Ortamın güzelliği ve doğal yapısı hepimizi büyülemişti.
Suyun kaynadığı (Aziz Neum Kaynakları) noktaya vardığımızda gözlerimize inanamadık.
Ekip büyük bir heyecan içindeydi.
Bu kadar büyük bir su kütlesinin bir noktada kaynaması en azından bizim kafilenin büyük bir kısmını büyülemiş, hayretler içinde bırakmıştı.
Kafileden üniversite mezunu bir arkadaş benim su kaynağına hayretle baktığımı anlamış olacak ki.
?´Bu kaynak neden bu kadar çok akıyor, biliyor musun Hocam´ ´dedi.
Şöyle bir daire çizerek etrafıma baktım.
Herhalde şu çevredeki dağların bütün suyu tabanda burada birleşmişte, ondan dedim.
Arkadaş gülümseyerek yüzüme baktı ve benim bu konuda ne kadar bilgisiz ve cahil olduğumu anlatırcasına:
-Hocam siz hiç Bediüzzaman Hazretlerinin kitabını okudunuz mu?
-Bediüzzaman Hazretleri kim?
-Ne?
-Ha ha tamam.
-Ne olmuş?
-Okumadım.
-İşte onun Risale-i Nur´unda yazıyor. Böyle yerlere her gece cennetten bir damla damlatılır. Bu sular bunun için çok olur. Nerede böyle büyük kaynaklar görürsen oralara her gece cennetten bir damla damlatılır.
Karşımda bu sözleri söyleyen üniversite bitirmiş, kariyeri olan bir meslek sahibiydi.
Ne diyeceğimi bilemedim. Herkes bize bakıyordu. Acaba benim fikrime yardımcı birileri olur mu, derken,
Daha fazla dayanamadım.
Bak sevgili kardeşim:
-Madem buralara her gün cennetten bir damla damlatıldığı için bu kadar büyük su kütleleri oluyor. O zaman Arabistan´a, Libya´ya, B Arap Emirlikleri´ne Mısır´a Suriye´ye Katar´a da birer damla damlatılsa da oralarda tabiat ve insanlar susuz kalmasa, oralara Allah tarafından ceza mı verildi.
Kişi bana kızarcasına nereden çıkardın bu lafları dercesine bakarak ?´Bediüzzaman Hazretleri kitabında böyle söylediyse sorgulamaya gerek yok doğrudur, o tüm zamanlara ışık tutacak çok büyük bir âlimdir´´ dedi.
Sonra Çankırı ekibinden konuşmalarımızı dinleyen bir arkadaş yanımıza yaklaştı; kendisinin ilkokulu mezunu olduğunu söyleyerek:
?´Üniversiteliler, okumuşlar, çokbilmişler ne tartışıyorsunuz. Aynen yeryüzünde nasıl ki dereler çayları, çaylar ırmakları meydana getiriyorsa yer altında da aynısı oluyor´´ dedi.
Hepimiz sustuk. Daha fazla konuşmanın yarar getirmeyeceğini her iki tarafta anlamıştı?
Oradan ayrılıp otobüsümüz geceleyeceğimiz otele giderken, gözlerim gölün masmavi görüntüsünde buğulanırken, biraz önce konuşmamızın bir sonucu olarak; eğitimin kalitesinin ve bilimsel bir eğitimin önemi tüm çıplaklığı ile açığa çıkıyordu.
Yaklaşık otuz yedi yıl hizmet ettiğim eğitim camiasında, cemaat yurtlarıyla yakından tanıma fırsatı bulmuştum. Bu yurtların bazı iktidarlar tarafından nasıl korunup kollandığını yakinen görmüş cemaat yurtları üzerinde yapamadığımız denetimlerden ne çok üzülmüştüm.
Son yapılan darbe girişimi, Aladağ´da yurt yangını, cemaat yurtlarındaki çocuklara yapılan tecavüzlerle, eğitimi cemaatlerin eline verdiğimiz zaman, önünü alamayacağımız ortamlara gelindiğini çok acılar yaşayarak öğrendik.
İlerde de acılar yaşamamak için tüm siyasiler, siyasi getirim ve oy kaygısı yapmadan, devletimizin mutlak denetiminde, çağdaş bir eğitim sisteminin uygulandığı bilimi, fenni ve özgür düşünceyi rehber edinen bir eğitim sistemi uygulamazsak, ilerde başımıza gelecek tüm yol kazalarının acılarına da katlanmak zorunda kalacağımız, unutulmamalıdır.


