Daha küçük bir çocuktum. Kendi köyümün ilkokuluna gidiyordum. Bizimle aynı sınıfta olan dokuz on yaşındaki Ömer arkadaşım bayrak direğinden tarafa bir taş attı ve bu taş bayrak direğini sıyırıp geçti.
Okulun müdürü hemen öğretmenleri toplayıp Ömer arkadaşımızı idareye alıp güzel bir sıkıştırıp; yaptığı işin ne kadar yanlış olduğunu hem kendisine hem de bizlere anlattılar. Okul müdürü Ömer?in babasını ve akrabalarını çağırıp Ömer?in bayrak direğine taş attığını ve bunun ne büyük bir suç olduğunu herkese anlattılar. Ömer arkadaşım eve gidince evde babası, annesi ve akrabaları o küçük Ömer?e yapmadıklarını bırakmadılar.
Öğretmenlerimiz ve ailemiz bayrak, vatan ve Atatürk sevgisini zihnimize o kadar güzel kazıdılar ki bu nesil vatana bayrağa canımız feda diye büyüdüler.
O gün ülkemiz fakirdi. Birinci, ikinci dünya savaşı ve kurtuluş savasının izlerini silmeye çalışıyordu. Koca ülke kenetlenmiş genç cumhuriyetimiz ve bayrağımız tüm gönüllerde bir nakış gibi işlenmeye başlamıştı. Ülkenin tüm mezra ve köylerine kadar birlik ve beraberlik türküleri söyleniyordu. Vatan, millet, bayrak, Atatürk?e kimse kem gözle bakmıyordu.
Bugün ne oldu bize?
Bu duruma nasıl geldik?
Türkiye Cumhuriyetinin bir siyasi partisi toplanıyor Atatütk?ün kurduğu mecliste bölücülük yapıyor. Bu partinin milletvekillerinden bazıları ben Atatürk?ü sevmiyorum diyebiliyor. Bölücü başı ve otuz bin kişinin katilinin posterini Atatürk?ün resminin üzerine asabiliyor. Vallahi pes.
Barzani geliyor ve Ankara?da ayakta alkışlanıyor. PKK yol kesiyor, yol denetliyor, PKK?yla sarmaş dolaş kucaklaşmalar eşkıyanın ayağında mahkeme kurarak davul zurnayla getirmeler.
Her kafadan bir ses geliyor. Bu memlekette neyin suç neyin suç olmadığını ben bu yaşta kavrayamıyorsan yeni nesle vatan, millet, bayrak ve Atatürk sevgisini nasıl kavratacağız.
Ne yapılması gerekir dersiniz. Biz bizi yönetsinler diye 550 milletvekili seçtik. Vatanın birliği, bayrağın daim dalgalanması için ne gerekiyorsa yapılsın. Bu millet bağımsızlığını kolay kazanmadı kolayca harcatmayalım.
