Tarih: 06.06.2016 21:00

Koca Yürekli Abdullah

Facebook Twitter Linked-in

Koca Yürekli Abdullah

Kosova´nın başkenti Priştine Havaalanı´na indiğimizde gezi kafilemizi büyük bir heyecanla bekleyen güler yüzlü, kıpır kıpır, yerinde duramayan, Türkiye´den gelecek yolcularıyla yaklaşık yedi gün beraber olacağımız, Abdullah Kurtis (Koca Yürekli Abdullah) otobüs ve şoförü ile beraber bizleri bekliyor olarak gördük.

Otobüse binince kafile rehberimiz mikrofonu eline alarak kendisini tanıtmaya başladı:

?Benim adım Abdullah Kurtis ve bir Arnavut´um. Aynı zamanda bir Osmanlı torunuyum. Bu gezide size rehber olarak görevlendirildim. Bu gördüğünüz topraklara atalarımız Osmanlı yaklaşık dört yüz yıl hüküm sürmüştür. Bu gezide gezeceğimiz her yerde bir Osmanlı eseriyle karşılaşacağız. Özellikle gezeceğimiz ülkelerdeki Osmanlı varlığını yok etmeye çalışan Sırplar 1992 yılında bir Müslüman katliamı yaparak çağımızın en büyük soy kırımını yapmışlardır. Bu utanç yıllarında resmi üç yüz elli, bazı kaynaklara göre dört, beş yüz bin Müslüman, Türk, Boşnak ve Arnavut´u katlederek şehit etmişlerdir.?

Koca Yürekli Abdullah her konuşmasını bir şiir tadında güzel bir Türkçe ile anlatıyor, burada yaşanan hikâyelerin, bizler tarafından daha iyi anlaşılmasını sağlıyordu.

Avrupa´nın hemen yanı başında yaşanan çağımızın en büyük dramını anlatırken gezimizin daha ilk başında bütün ekibimiz çok yoğun duyguların yaşamasına sebep olmuştur. Artık temiz bir mendil veya peçetenin her an yanı başımızda gözlerimizden akacak yaşları silmek için hazır bulundurmamız gerektiğini anlıyorduk.

Burası garip Anadolu´m gibi değildi. Bursa, İstanbul ve Edirne´den başka eser bırakmadığı Osmanlının tüm yatırımlarını bu bölgelerin imarına harcadığını biraz imrenerek, biraz kıskanarak öğrenmiş olduk.

Koca yürekli Abdullah, sanki Türkiye´deki bizden daha çok Türk´e âşık halde, bir Çanakkale´yi anlatması var ya, tüylerimizi diken diken etti. Çanakkale Şiir´ini bu güne kadar en güzel duygu katrak ondan dinledim.

Kendisi okuduğu her Şiir´le, konuştuğu her sözle, yaptığı olağan hareket ve mimiklerle Balkanlara ve Anadolu´ya âşık bir kardeşimiz olduğunu bir bütünlük içerisinde bizlere sunmaya çalışıyordu.

Bezen de, ?Sizler özgürlüğün farkına ve tadına belki bizler kadar varamazsınız. Çünkü Atatürk´le siz bunu yıllar önce yaşadınız. İnsanlar sahip olduklarının farkına maalesef kaybetmeyince anlamıyorlar. Saraybosna´ya varınca daha on dört, on beş yıl önce yaşanan vahşette küçücük çocukların, gencecik insanların yüz binlercesinin kendi evlatlarını kendi elleriyle bu topraklara nasıl gömüldüklerini göreceksiniz.?

?Osmanlı bu topraklara geldiğinde Sırpların yaptığının binde birini bile yapmamışlar. Bu bölgenin insanına sevgi ve saygıdan başka hiç bir şey vermediler. Atalarınızla gurur duyabilirsiniz. Çünkü Osmanlı hiç kimsenin dinine ve yaşayış biçimine karışmadılar. Atalarınızın zamanında tüm halklar barış içinde en iyi günlerini yaşamışlardır. Tek dişi kalmış Avrupalı o tek dişi ile bile kendinden olmayanları kemirerek, yiyip yok etmek için elinden geleni yapmıştır. Yanı başında olan vahşeti sadece seyrederek kendinden olmayanlar için aslında insanlıktan nasıl çıktıklarını göstermiş oldular.?

 Abdullah Kardeşimiz le yaptığımız yolculuğun son günü olan Saraybosna´da ki olayların ve kurtuluş mücadelesinin hikâyelerini dinlerken herkesin gözyaşlarını tutamadığını gördük. Ben Abdullah Kardeşim ´in anlattıkları duyguları ve anlamları, onun verdiği tat ve hazda vermem mümkün değil.

Anadolu´nun ücra köşelerinden gelen ecdadımız, Türkün mührünü buralara vurmak için at üstünde yalın kılıç canlarını feda etmişlerdir. Bugün konforlu arabalarımızla dağlar, ovalar, vadilerle zorlanarak geçtiğimiz bu yerleri, yurt edinmek için akıncılarımız bir dakika sonra öleceklerini bildikleri halde düşmanın üzerine gitmişlerdir. Bugün ve geçmişte belli anlaşmalarla ülkemize gelip yerleşen ecdadımızı ?Niye geliyorlar, niçin getiriyorlar? diye eleştiremeyiz. Çünkü onları o yaban ellere biz götürdük ve oralara biz bırakıp geldik. Onlar bizim kardeşlerimiz canımızdan birer parçadırlar. Onları yük olarak göremeyiz. Kardeşin kardeşe yükü yük sayılmaz.

Ecdadımız, ta Orta Asya´dan buralara kadar gelirken, diğer milletlerle yapılan savaşlarla ve barışlarla Adriyatik´ten Çine kadar birçok soydaşımız gurbet ellerde kalmış. Bunlar ya bir devlet kurmuşlar ya da bir devletin boyunduruğu altında kalmışlar. Kesinlikle bir kafatası ırkçılığı yapmadan oluşturacağımız tüm ekonomik ve sosyal ilişkilerimizi geliştirirken Türk birliğinin oluşturulmasına önem vermeliyiz. AB ve batının kölesi olmuş İslam Ülkelerinden bir şeyler beklemek beyhude zaman geçirmektir.

 Dünyadaki tüm Türklerin, Türkiye Cumhuriyet´inden çok şeyler beklediklerini buralarda kişilerle ve guruplarla konuşarak yaşadık. ?Turancılık? fikrinin boş, yapılamaz, yaşanamaz, uygulanamaz diyenlere en büyük cevabı ülkemiz dışında yaşayan soydaşlarımızın vereceklerini düşünüyorum.

Eğer dünyada kendi ırkından, kendi dininden olan ülkelerle kuvvetli bir topluluk oluşturamazsan bugün Almanya, yarın başkaları sıra ile ?1915 soykırım? yalanlarını veya başka dayatmalarını meclislerinde onaylayıp, seni dünyada zor durumda bırakacaklarından hiç kuşkunuz olmasın.

Not: Gezi boyunca fazlaca etkilendiğim, Atatürk´ümüzün okuduğu Makedonya´daki Manastır Askeri Rüştiyesi, Izzetbegoviç´ in mezarı ve binlerce şehit mezarı, Makedonya´nın başşehri Üsküp için ayrı ayrı köşeler yazacağım.  Koca Yürekli Abdullah, yazacağımız her yazının ve öykülerin kahramanı olacaktır. Saygılarımla?




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —