KIRIKKALE’NİN DEVAYA İHTİYACI VAR.

KIRIKKALE’NİN DEVAYA İHTİYACI VAR.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ‘Biz Kırıkkale’nin dertlerini biliyoruz görüyoruz. Kırıkkale’nin derdi çok ama devası hazır' ded,

Kırıkkale´de DEVA Partisi 1. Olağan Kırıkkale İl Kongresi gerçekleştirildi. Kongrede mevcut başkan İsmail Oğuz Karakuş, delegelerin güvenoyunu alarak yeniden başkanlık görevine seçildi.

Birlik ve beraberlik mesajlarının verildiği kongrede, Türkiye genelinde DEVA Partisi´nin yaptığı faaliyet ve çalışmalardan bahsedildi. Mali hesap ve çeşitli parti yönetim çalışmalarının anlatıldığı kongrede parti üyeleri ellerine aldıkları bayraklarla salona renk kattı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı´nın okunmasıyla başlayan kongrenin divan başkanlığını Nevin Bilgili, Başkan Yardımcıları Ayşe Ezgi Yıldırım, Sinem Oktar Toksarı ve İsmigül Selamoğlu oldu.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin 1. Olağan Kırıkkale İl Kongresi´nde konuştu. Babacan şu ifadeleri kullandı:

Bu güzel hazırlığı, bu coşkulu topluluğu görünce çok heyecanlandık. Ben Ankaralıyım ama Kırıkkale bizimle aynı toprak. Hemşehrilerimle beraber olmaktan ayrıca mutluluk duyuyorum.

Son bir haftadır akrabalık ilişkilerinin devletimizin yönetimini esir aldığı bir krizin içindeyiz. Devlet yönetiminde buna nepotizm deniliyor. Yani yakın akrabaların kilit göreve getirilmesi meselesi…

Çok yakın akraba olunca doğru düzgün bir istifa mektubu bile yazılamıyor. Devletin görev değişikliğiyle ilgili kararnamelerinin diline bile bu işliyor. Bakıyorsunuz kararnameye, affını dileyen falancanın affını kabul ediyorum. Böyle bir dil yok, devlet yönetiyorsunuz. Aile içindeki yanlış bir işi affetmiyorsunuz. Son yaşananlar tekrar gösterdi ki; Partili cumhurbaşkanlığı sistemi iflas etti, bunun adı budur. Biliyorsunuz; kabinenin bir üyesi geçen pazar gecesi sosyal medyadan bir açıklama yaptı. Herhangi bir açıklama da değildi bu. İstifa açıklamasıydı. Sonra onlar buna “görevden af talebi” gibi devlet literatüründe olmayan tanımlar uydurdular ama açıklama istifa beyanıydı. Tam 24 saat boyunca pek çok televizyon, gazete ve haber sitesi olaya dair tek bir haber geçemedi. Sadece o kanallardan Türkiye’yi takip edenlerin bu işten haberi olmadı. Düşünün, bir bakan görevden ayrılıyor, ama basında çıt yok. Basın özgürlüğünü mumla aradık ama bulamadık. Akraba kayırmacılığı iflas etti, basını sansürleme işgüzarlığı iflas etti, halkımıza yoksulluğu dayatan beceriksiz ekonomi politikası iflas etti. Ve değerli arkadaşlar, partili cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi iflas etti. İşte bu sebeple biz güçlendirilmiş parlamenter sistem diyoruz. Yola çıktığımız ilk günden beri güçlendirilmiş parlamenter sistem diyoruz. Hem bu yönetim sisteminin ve hem de ülkemizi yöneten bu köhne zihniyetin değişmesi gerek diyoruz. Kabinede birkaç değişiklik, kurumlarda birkaç atama ile düzelecek bir tablo değil bu arkadaşlar. Bakın 2 yıl oldu. Sonuçlarını yaşıyoruz. Hani “şahtı, şahbaz oldu” derler ya. Fiili kötü yönetim yetmiyormuş gibi bir de kötü yönetim adeta kurumsallaştırıldı. Tek kişinin ağzına bakmak kurumsallaştı. Bakıyorsunuz adana il kültür müdürünü cumhurbaşkanı atıyor. Kendi partisine gençlik kolları başkanını cumhurbaşkanı atıyor. Merkez bankasına para politikasını o dikte ediyor. Çay fiyatlarını da o belirliyor. Arkadaşlar, koskoca ülke, 84 milyonluk Türkiye, tek bir karar merci tarafından yönetilemez. Türkiye Bir’den büyüktür arkadaşlar. Türkiye o bir kişiden büyüktür. Şöyle bir bakalım ne oldu arkadaşlar? Aslında ne oldu? Bu sistemin adını “cumhurbaşkanlığı hükumet sistemi” koydular ama bu sistemde aslında olması beklenen bir cumhurbaşkanı makamı yok. Anayasanın emrettiği tarafsız, milletin birliğini temsil eden, kuvvetler ayrılığını temin eden, anayasanın uygulanmasını gözeten bir cumhurbaşkanı yok. Şu an o koltukta oturan kişi, parti genel başkanlığı, belediye başkanlığı, hatta genel müdürlük, daire başkanlığı yapmaktan cumhurbaşkanlığı yapmaya vakit bulamıyor. Her şeyin doğrudan veya dolaylı başkanı sayılıyor, ama gerçek anlamda, Anayasanın öngördüğü bir cumhurbaşkanı olamıyor. Bu yeni sistem aslında cumhurbaşkanlığı makamını yok etti. Bu sistemde her şey oluyorsunuz ama olması gerektiği gibi bir cumhurbaşkanı olamıyorsunuz.

Yine son bir haftada enteresan gelişmelere tanık oluyoruz. Senelerdir para politikasına gelen her eleştiriye “faiz” dediler, eleştirenleri “faiz lobisinin adamı” diye damgalamaya çalıştılar. Ama şimdi bir bakıyorsunuz, bizim devrettiğimiz zamanın tam üç katından fazla faiz ödemesi var hükümetin. Biz bıraktığımızda, 2015 yılında, 53 Milyar TL iken, gelecek sene 179 milyar faiz ödeyeceklerini kendileri açıkladılar. 53 Milyar mı büyük, 179 Milyar mı? Merkez Bankasının ağırlıklı ortalama fonlama, piyasaya borç verme faizi Temmuz ayında %7 civarındayken, şu anda tam %14. Dört ayda yeni puan artmış. Üstelik bunca zaman “enflasyonun sebebi faizdir” dediler. Öyleyse Merkez Bankasının piyasayı fonlama faizini niye yedi puan arttırdınız? Enflasyon zaten yüksek, hayat pahalı. Bu yetmiyor, enflasyon daha da artsın diye mi faiz yükselttiniz? Önümüzdeki hafta para politikası kurulu var. Merkez Bankasının faiz politikasının ne olduğunu ayın 19’unda göreceğiz. Bir açıklasınlar, söyleyeceğimiz çok şey var. Şimdi de kuru dengeleyebilmek için faizi artırdılar, muhtemelen daha da artıracaklar. Bir görelim ayın 19’unu. Konuşacağımız çok şey var. Şimdi de kuru dengeleyebilmek için faizi artırdılar, muhtemelen daha da artıracaklar. Peki ne pahasına oluyor tüm bunlar? Bu zaman diliminde ülke fakirleşti, kimse çıkıp tek kelime özür dilemedi. Devletin borcunu iki yılda ikiye katlayan bir bakan vardı. Devir teslime gelmiyor yahu. Devlet geleneğinde ayrılan bakan ile göreve yeni gelen bakan devir teslim yapar. Bu milletin gözünün içine bakacak yüzleri yok. Problem orada. Devlette bir genel müdür, bir müsteşar, bir bakan yardımcısı değiştiğinde devir teslim olur. Bakan değişir, devir teslim olur. Kime güvenip de gelmiyor devir teslime? Kime güvenip? “Hâlâ arkam sağlam” diyor.

Öyle zannediyor. Bu millet sizin yanlışlarınızın, akraba kayırmacılığınızın bedelini ödemek zoruna değil. Devlet prensibi, işin ehlini işin başına getirmektir. Değerli arkadaşlar, Son iki yıldır ülkemizin güvenliğiyle ilgili bir başka kavga sürüyor. F-35 ve S-400 kavgası devam ediyor. Milyarlarca dolar para verilen S400’ler kullanılamıyor. Yine milyarlarca dolar harcanan F35’ler de kullanılamıyor. Hem parayı kaybet, hem füzeleri kaybet, hem de stratejik açıdan en çok ihtiyaç duyduğumuz savaş uçaklarını kaybet. Zamanında diplomaside kazan-kazan formüllerini çok miktarda üretmiştik ama, bu hükümetin tek bildiği kaybet-kaybet… Çıkıp bu millete bir hesap vermeleri lazım, böyle bir şey olur mu? Bu milletin kuruş kuruş ödediği vergilerle milyarlarca doları füzelere verdiniz. Türkiye, dünyanın en gelişmiş savaş uçakları sistemlerinden birisinin üretiminde dört ana ortaktan birisiydi. Ne oldu? Parayı da kaybet, füzeyi de kaybet, uçağı da kaybet.

İlgili bakanı “bunu yeniden konuşabiliriz” demiş. Öte yandan bakıyoruz, senelerdir yargıya talimat veren kendileri değilmiş gibi adalet bakanı da hakimlere “anayasaya bağlı kalın” demiş. İşin en başındaki, kendisini Anayasayla bağlı hissetmiyor. Hakimlere mi Anayasayla bağlı kalın diye tavsiye ediyorsunuz? Geçenlerede Anayasa Mahkemesi “hak ihlali”ne karar verdi. Alt mahkeme, “ben tanımıyorum” dedi. Sırtını kime dayıyor? Birkaç gün sonra ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı dedi ki “Alt mahkeme öyle yapabilir”, bitti. Kimse gık diyebiliyor mu? Anayasa çiğneniyor diyebiliyor mu kimse? Bu yönetim zihniyetle devam ettikçe Allah korusun bugünleri mumla ararız. Mevcut iktidara sesleniyorum: Ekonomi politikalarına senelerdir siz müdahale ettiniz, F35 ve S400 krizini siz çıkardınız, beğenmediğiniz kararları veren hakimleri siz görevden aldınız, sürdünüz. Yanlışlarınız yüzünden bu milleti senelerdir yoksullaştırdınız. Şimdi ise hiçbir sorumluluğunuz yokmuş gibi davranamazsınız. Kimi kandırmaya çalışıyorsunuz? Bu millete aptal muamelesi yapamazsınız. Bu millet her şeyi görüyor. Biz her şeyi görüyoruz.

Tüm bakanlıklar, tüm kurumlar, en küçük il müdürlüklerine dek herkes Külliyedeki tek kişinin ağzının içine bakıyor. Her şeye tek kişi karar veriyor. Biz bunu görmüyor muyuz sanıyorsunuz? Her işe karışıp, her detayına kadar her şeyin talimatını verip, başarısızlık olunca alttaki adamları değiştirerek elinizi yıkayarak çekilemezsiniz. Bu millet her şeyi görüyor. Kendiniz kriz çıkarıp, ardından millete acı reçeteye razı ol diyemezsiniz. Bu kriz tamamen kötü yönetimin krizi. Ekonomi yönetimindeki dört kişiyi değiştirerek bunu kabul ettiler. Problem 4 kişide bitmiyor. Problem o 4 kişiye talimat veren, nihai sorumluluğu üstlenen makamdadır. Bu millet sizin hatalarınızın bedelini ödemek zorunda değil. Bir kez daha söylüyoruz: Bu bir sistem ve zihniyet sorunudur. İstediğiniz kadar adamlarınızı değiştirin; adaleti düzeltmedikçe, demokrasiyi iyileştirmedikçe, Özgürlük ortamını genişletmedikçe, Bu ülkenin ekonomisi iyileşmez, toparlayamaz. Ülke ancak sağlam bir hukuk ve demokrasi zemini üzerinde yükselebilir.

Güçlü ekonominin temelinde; Adalet vardır, Demokrasi vardır, Özgürlükler vardır. Bu zihniyet, bu iktidar değişmeden bu ekonomi düzelmez. Kurda inişler-çıkışlar olur; bakmayın. Uluslararası piyasalarda o kadar büyük miktarda likidite var ki… Pandemi sebebiyle Merkez Bankaları, kendi ülkelerinde vatandaşları güçlük çekmesin diye trilyonlarca dolar, trilyonlarca euro basıp piyasaya sürdüler. Biz yapamadık. Çünkü Türkiye’nin kaynaklarını tükettiler. Bir ara Merkez Bankasına dönüp para bastırdılar, kurdaki ilk sıçrama o zaman oldu. Çünkü Merkez Bankasının döviz rezervi ekside. Para bastığınız anda, o karşılıksız basılmış para oluyor. Hemen kur sıçradı, banknot makinesini durdurmak zorunda kaldılar. Merkez Bankasının yıllardır biriktirdiği yedek akçeleri bir günde tükettiler. Bu yılın yedek akçesini daha Ocak ayının başında peşinen alıp harcadılar. Şu anda Avrupa bankalarının kullanamayıp da Avrupa merkez bankasında beklettiği ve eksi faize razı olduğu 3 Trilyon Euro para var. Bankalar kullandıramamış, avrupa merkez bankasında eksi faize razı kalarak duruyor.

“Parayı buraya verdin, paranı korurum ama bunun maliyeti var. Parandan keserim biraz” diyor. Bu para gidecek yer arıyor. Buna rağmen Türkiye döviz borçlanırken, yüzde 6-7 faiz ödeme zorunda kalıyor. Yazıktır, günahtır. Varlık içinde yokluk yaşatıyorlar bu ülkeye. Bir kişinin yanlış politikalarıyla yaşadığımız bu acı tabloyu Türkiye hak etmiyor. Arkadaşlar, partili cumhurbaşkanlığı sistemi maalesef her birimizi fakirleştirdi. Her birimizin özgürlüklerini elinden aldı.

Bu zihniyet değişmeden hiçbir sorunumuzun çözülmesi mümkün değildir. Özgürlükçü, eşitlikçi, adil bir ülkenin inşası için bu sistemin ve zihniyetin değişmesi gerekir. Demokrasi ve Atılım Partisi olarak biz bu iktidarı ve baskıcı-tekçi zihniyetini reddediyoruz. Hak ve özgürlükleri çiğneyen, hukuku hiçe sayan bu zihniyeti elimizin tersiyle itiyoruz. Bu millete korku salan, Gerçekleri sürekli çarpıtarak algı oluşturan, Gençlerimizi kaygılandıran, Doğmamış çocuklarımızı bile borca sokan, Bu zihniyete artık bir nokta koymak için geliyoruz. Güçlendirilmiş parlamenter sistem ile, güçlü meclis, güçlü kurumlar ile halkımıza hizmet için geliyoruz.

Şu an ekonomimiz ciddi sıkıntılarla karşı karşıya. Hangi endekse, hangi kritere bakarsanız bakın ülkenin her alanda durumu gerçekten içler acısı. Basın özgürlüğü kısıtlı, ifade özgürlüğü kısıtlı, anayasa mahkemesinin kararlarına uyulmayabiliyor, hukuk devleti kalmamış. Ülkenin en tepesindeki kişi anayasayı yok Varsayabiliyor. Kendisini anayasa ile sınırlandırılmış hissetmiyor.

Böyle olunca ekonomi de tam gaz düşüşe geçiyor elbette. Bu milletin kazandığı, biriktirdiği ne varsa hepsi tükeniyor. Merkez Bankası’nın tüm birikimlerini, rezervleri, yedek akçeleri bir çırpıda harcadılar. Ben ve arkadaşlarımın canla başla güçlendirdiği ekonomiyi yerle bir ettiler. Kendileri ve yandaşları dışında herkes fakirleşti. Evet arkadaşlar, toplum olarak fakirleşiyoruz. Bu yönetim anlayışıyla da ekonominin canlanması mümkün görünmüyor. Bu anlayış, bu zihniyet, üzülerek ifade ediyorum, bizi daha da fakirleştirecek. Bizi daha da yoksullaştıracak.

Paramızın gözümüzün önünde güneşin altında eriyen kar gibi eridiğini görüyoruz. Zenginle fakir arasındaki gelir uçurumu büyüdü, büyümeye de devam ediyor. Hayat pahalılığı can yakıyor, can alıyor. Asgari ücret, sefalet ücretine dönmüş durumda. Pazara, markete gittiğinizde hangi parayla neyi alabiliyorsunuz? Daha fenası marketlerde çocuk mamaları, peynirler kilitli ambalajlarda satılmaya başlandı. Çalınmasın diye. Eskiden halkımızın, ev alma, araba alma hedefleri olurdu. Şimdi aylık mutfak masrafını nasıl karşılayacağım diye kara kara düşünüyor insanlar. Yazık arkadaşlar. Bunların tek sebebi şu andaki kötü yönetim. Açıkça söyleyelim bu partili cumhurbaşkanlığı sistemi ve onun ortakları ülkemizi her alanda geriletiyor. Hayırlı hiçbir göstergede rekor kıramazken gelir adaletsizliği göstergelerinde rekor kırıyoruz.

Ülkemiz son yirmi yılda hiç olmadığı kadar fakirleşti. Cebimizdeki para değersizleşti. Hep söylüyoruz; özgürlüklerin olmadığı, adaletsizliğin kol gezdiği bir ülkede; ekonomi de iyiye gitmez. Hukuku askıya alırsanız, meclisi devre dışı bırakırsanız, özgürlükleri kısıtlarsanız, sürekli haksızlık yaparsanız ekonomiyi düzeltemezsiniz. Bakın, sokak röportajlarında fikirlerini söyleyen insanlar göz altına alınıyor. Sırf cumhurbaşkanını eleştirdikleri için insanlar tutuklanıyor. Bu ne demek biliyor musunuz dostlarım; fikirlerden, sözlerden, kelimelerden korkuyorlar. Ama biz korkmuyoruz. O yüzden bir kez daha söylüyoruz: Korkma Türkiye! Bunların hepsi geçecek. Kimsenin şüphesi olmasın; İnsanlar fikirlerini ifade etmekten çekinmeyecek, korkmayacak. Türkiye kısık sesle konuşmayacak!

Türkiye’de herkes özgürce fikirlerini ifade edebilecek, birbiriyle rahatça tartışabilecek! İnsanlar birbiriyle konuşacak arkadaşlar! Çünkü DEVA Partisi hazır. Çünkü artık korkmak yok, DEVA Partisi var! Değerli arkadaşlar, Biz ekonomi yönetimindeki tüm kurumları bir ayda ayağa kaldırırız. Geçmişte işsizliği, üç yılda beş puan indirdik, yine indiririz. Dış politikanın ve milli çıkarlarımızın güvencesi biziz. Korkma Türkiye. DEVA partisi burada ve hazır!

Ülkemizin zenginleşebilmesi ancak topyekun bir değişim ile mümkün.

Neler yapmamız gerektiğini gelin hep beraber sıralayalım:

• Tarafsız ve bağımsız yargının tesis edilmesi.

• Hukukun üstünlüğünün sağlanması. Hiçbir kişinin kendini hukuktan üstün görmeyeceği bir sistem inşası.

• Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş.

• Ehliyet ve liyakatin hakim olduğu bir kamu yönetiminin hayata geçirilmesi,

• Adil rekabeti, fırsat eşitliğini, verimliliği ve özel sektör öncülüğünü esas alan bir ekonomik program.

• Parti programımızda yer alan “güçlü, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme” stratejisinin uygulamaya konulması

• Ve basiretli para, kur, maliye, borçlanma ve finans politikalarının uygulanması, makro ekonomik ve finansal istikrarın kalıcı hale getirilmesi.

Tüm bunların sağlanması ancak topyekûn bir değişimle mümkün. Deva partisi bu değişimi gerçekleştirebilecek tek siyasi hareket. Ve o yüzden diyoruz ki: korkma Türkiye; artık Türkiye’nin DEVA’sı var. bir kez daha söylüyoruz: Özgürlüklerini doyasıya yaşamak için, Hukukun üstünlüğünü tesis etmek için, Güçlendirilmiş parlamenter sistem için, Refahın yükselmesi, Yoksulluğun son bulması için, Korkma Türkiye! Korkutarak ülkeyi yönetmeye çalışanlardan korkma Türkiye! Demokrasi ve atılım partisi, her bir vatandaşımızın daha özgür, daha eşit, daha zengin olması için hazır.

Biliyorum, sizler de bu kötü yönetimden fazlasıyla nasibinizi aldınız. Yatırımlardan, desteklerden mahrum kaldınız. Kırıkkale sanayisi ile ayakta kalmaya çalışan bir şehir. Artan kura bağlı olarak, çarşı-pazardaki enflasyon hızla artarken, çalışan işçilerimizin ve memurlarımızın maaşları açıklanan resmi enflasyona göre artıyor. Bu nedenle de Kırıkkale’de sanayide çalışan hemşerilerimiz her geçen gün yoksullaşıyor. Biliyorsunuz TÜİK, enflasyon rakamlarını %11-12 açıklıyor. Oysa kur arttıkça çarşı pazardaki fiyat artışı, %30-40-50lerde geziyor. Vatandaşımızın alım gücü düşüyor. Vatandaşımızın aldığı aylık ücret markete yetmiyor. Yine Kırıkkale’deki çiftçilerimizin durumu da içler acısı. Mazot, gübre, ilaç fiyatları artıyor, maliyetler de artıyor. Fakat tarıma yeteri kadar destek verilmiyor. Üreticilerimiz ve ürünlerimiz korunmuyor. Döviz kuru arttıkça girdi fiyatları da artıyor. Hasandede karası ve beyazı üzüm, çerezlik ayçiçeği ve kavun şehrimize özel tarım ürünlerinden…

Fakat plansız ve programsız hareket edildiği için Kırıkkale tarımda hak ettiği seviyeye ulaşamıyor. Artık tarımda kendi kendine yeterli bir ülke durumunu da kaybettik. İthalata bağımlı hale geldik. Verimli topraklarımıza, üretken çiftçilerimize rağmen ithalata bağımlı hale geldik. Biz deva partisi olarak, çiftçilerimizin gelirlerini öngörülebilir ve istikrarlı kılmayı hedefliyoruz. Tarım meslek liseleri açacağız. Bu liselerden mezun olan gençlere destekler sunacağız. Böylece mesleğin gençleştirilmesini, gençlerimizin tarımla zenginleşmesini, ülkemizin bol ve kaliteli tarım ürünlerine ulaşmasını sağlayacağız.

Kırıkkale’deki memurumuzun, işçimizin, esnafımızın sorunlarını dinliyoruz, görüyoruz, biliyoruz. Şu anki yönetim çiftçimizi, esnafımızı, herkesi adeta kendi kaderlerine terk etti. Bu şehir, Kırıkkale bunları hak etmiyor. Bunlar şehrimize yakışmıyor. Biz Kırıkkale’nin dertlerini biliyoruz görüyoruz. Kırıkkale’nin derdi çok ama devası hazır. Kırıkkale’nin demokrasiye ihtiyacı var. Kırıkkale’nin atılıma ihtiyacı var. Kırıkkale’nin devaya ihtiyacı var. Biz Kırıkkale’ye DEVA olmaya, Türkiye’ye deva olmaya hazırız. Soruyorum şimdi. Kırıkkale hazır mı?

Gençlerimiz kendilerini değersiz, önemsiz hissediyor. Kırıkkale de gençlerimizin göç ederek ayrıldığı bir şehir. Bu yönetim, gençlere sürekli dikte ediyor. Emirler yağdırıyor. Gençleri zapt etmeye çalışıyor. Kendine göre şekillendirmeye çalışıyor. Biz bunu asla kabul etmiyoruz! Gençler, özgür bireylerdir. Biz onları birilerine benzetmeye çalışamayız. Birileri gibi olsunlar diyemeyiz. Biz onların sadece ama sadece hak ettikleri imkanlara ulaşmasını ve onların kendileri olmasını istiyoruz. Devletin görevi, gençleri bir şeye veya birine benzetmek değildir. Onlara isteklerini, hayallerini gerçekleştirecek imkanları sunmaktır. Gençlerimizin çoğu üniversiteden mezun olduğunda iş bulacağına inanmıyor. Bunun en önemli nedeni ne biliyor musunuz?

Liyakatla bir iş edinebileceklerine inanmıyor gençler. Çünkü torpil, kayırmacılık, haksızlık her yerde. Özellikle kamuda işe alımlarda yazılı sınavdan yüksek puan alan gençlerin mülakatta elenmesi, gençlerimizin umutsuzluğunu arttırıyor. Biz, kamuda işe alımlarda mülakatı kaldıracağız. Onun adamı, şunun adamı, o görüşten bu görüşten diye gençlerimizin işsiz bırakılmasına son vereceğiz. Bizim hedefimiz; Çocuklarımızın, gençlerimizin her birinin dünyadaki yaşıtlarıyla benzer seviyede eğitim alabileceği, Benzer hayat yaşayacağı, Benzer ekonomik koşullara kavuşacağı Ama en önemlisi de benzer hayaller kuracağı, Bir ülke. Bizim hedefimiz; Gençlerimizin göç ederek dışarıda imkan kovalayacağı değil, devleti gençlerin hizmetine sunacağımız bir ülke. Biz bunun için hazırız, biz gençlerle birlikte ülkemizin geleceği için hazırız.

DEVA Partisi, kadınlarla gençlerle, çiftçilerle, emeklilerle, öğretmenlerle, işçilerle, esnafla eşitlik için, adalet için yola çıktı. Çözüm haritamız belli. Çözümün sözcüsü bizler olacağız. Ayrışmayacağız, ayrıştırmayacağız. Toplumu kutuplara ayırmayacağız. Hep beraber Türkiye’nin yaralarını saracağız. Biz Türkiye’nin haysiyetli insanları için buradayız. Artık Türkiye’nin DEVA’sı var, Kırıkkale’nin DEVA’sı var ve biz hazırız.

YÖNETİM KURULU

İl Başkanı İsmail Oğuz Karakuş. Yönetim kurulu üyeleri ise Emir Varol, İsmigül Selamoğlu, Gülşah Erkuş, Türker Babacan, Hacı Eyyüp Arslan, Halil İbrahim Pehlivan, Sinem Oktar Toksari, Doğancan Gündüz, Recep Tuğrul Karaağaç, Ali Yurdakul, Aykut Saraç, Tuğçe Savaş, Mehmet Koltuk, Hakkı Ereli, Mustafa Ürün, Abdullah Koç, Merve Yağlı, Murat Durak, Rıdvan Barış ve İsa Göloğlu.



Anahtar Kelimeler: KIRIKKALE’ DEVAYA İHTİYACI .