2000’li yılların başlarına kadar Kırıkkale’nin içme suyu Halifeli’den ve Kızılırmak Havzası’nda açılan kuyulardan karşılanıyordu. Herkesin gönül rahatlığıyla içebildiği şebeke suyumuz vardı.
Dönemin (1994-1999) Kırıkkale Belediye Başkanı Cemalettin Akdoğan ve yönetimi, gün gelip mevcut suyumuzun Kırıkkale’nin ihtiyacını karşılayamayacağını ön görmüş olacaklar ki bugünkü arıtma tesisini kurmaya karar vermişler. Proje hazırlanmış, tesisin tamamının maliyeti İller Bankası tarafından karşılanmış ve açılışı 2002’de dönemin Kırıkkale Belediye Başkanı Mustafa Pekdoğan’a nasip olmuştu.
Yalnız, Kırıkkale’nin ileriye dönük artacak olan su ihtiyacını karşılaması için oldukça iyi niyetli bir şekilde yapılan proje ne garip ki Kırıkkale’nin içilebilir suyunu “bulandırmış”, Mustafa Pekdoğan’ın ardından Veli Korkmaz ve Mehmet Saygılı dönemleri de dâhil, şebeke suyumuzun içilebilirliği tartışılır hâle gelmiştir.
Olayın bugünkü ahvaline gelecek olursak, 24 yıl önce iyi niyetli bir şekilde ortaya konulan ve âdeta “ölü doğum” olan projenin yol açtığı su sorunu, 20 aylık Kırıkkale Belediye Başkanı Ahmet Önal’ın başında patlatılmaya çalışılan bir kabağa dönüştürülmüştür.
Şimdi size şu meşhur arıtma tesisinin çalışma sistemini biraz anlatayım da “ne, neden” oluyor, herkes biraz daha bilgi sahibi olsun.
Musluklarımızdan akan şebeke suyu, ilk olarak Kapulukaya Barajından alınarak durultucu havuzlara veriliyor. Buradaki işlemin ardından suyumuz kum havuzuna aktarılarak klorlama da dâhil gerekli kimyasal işlemlerden geçirilip Hasandede’de bulunan depoya pompalanıyor. Buradan da şehrin dört bir yanını dolaşan yaklaşık 1200 km uzunluğundaki şebekeye verilerek vatandaşın hizmetine sunuluyor… du!
Fakat bu işlemlerin sonucunda musluklarımızdan akan suyla ilgili şikâyetler her dönem oldu. Tıpkı bugünlerde olduğu gibi kimi zaman suların bulanık aktığından, kimi zaman tatsız olduğundan ya da tam arıtılıp arıtılmadığı kaygısıyla farklı belediye başkanları suyla ilgili şikâyetlerle her zaman muhatap olmak zorunda kaldı. Yani vaat edildiği gibi “memba suyu” kalitesi bir türlü yakalanamadı. Yapılan her yerel seçimde partilerin belediye başkan adaylarının “Musluklardan İçilebilir Su” akacağına dair vaatler hep ilk sırada yer aldı.
2004 yılında yapılan seçimde, Veli Korkmaz belediye başkanı seçildi. Onun seçim vaadi de içilebilir suydu. Dört yıl sonra yani 2008’de “Ters Ozmoz” teknolojisini getirdi. Pahalı bir sistemdi. Hatırladığım kadarıyla yaklaşık 30 milyon lira harcandı. Yalnız bu yatırımla ilgili kafalar hep karışıktı. Zira sistemin tatlı suyun değil, deniz suyunun arıtılmasında başarılı olduğu yazıldı, çizildi. Üstüne üstlük yıllık bakımı çok maliyetli olduğundan bahsedildi. O kadar ki her yıl sistemin filtrelerinin değiştirilmesi gerekirken, maliyeti çok yüksek olduğu gerekçesiyle filtreler değiştirilmemeye başladı. Dahası, zaten mali sıkıntı çeken Kırıkkale Belediyesi, tesisin ve sistemin bakımını zamanında yaptıramadı. Yapıldıysa da işin ehli olmayan firmalara büyük paralar karşılığında yaptırıldığı iddiaları bugünkü yönetim tarafından dillendiriliyor!
Ters ozmoz sistemi faaliyete geçtikten bir süre sonra (tarihi bilinmiyor) durultma ve kum havuzları tamamen devre dışı bırakıldı. Çünkü o sistemde bu havuzlara ihtiyaç yoktu. Fakat ne gariptir, bu havuzlar o gün bugündür devre dışı! Anlayacağınız, bugün kullandığımız şebeke suyu, yukarıda anlattığımız şekliyle ters ozmoz sisteminden geçiyor (filtreler hak getire!) ve klorlanıp şebekeye veriliyor.
Burada akıllara hemen şu soru geliyor: “Madem sorunun ne olduğunu biliyor, bugünkü yönetim neden durultma ve kum havuzlarını faaliyete geçirmiyor?” Ben de bir gazeteci olarak hepimizin aklını kurcalayan bu soruyu yetkililere sordum. Aldığım cevabı noktasına, virgülüne dokunmadan, aynen aktarıyorum: “Göreve geldiğimiz günden beri gece gündüz çalışıyoruz. Tesisin ele alınacak tarafı yoktu. İlk iş olarak arızalı motorları değiştirdik; bir kısmını İstanbul Büyükşehir Belediyesinden, bir kısmını da Ankara Büyükşehir Belediyesinden hibe olarak aldık. Trafolar arızalıydı, iyileştirdik. Pompaların tamamını değiştirdik, vanaları yeniledik. Sistemden çıkan suyun %60’ı borulardaki patlaklardan dolayı boşa akıyordu, kaçağı önledik. Ayda 5-7 milyon lira elektrik tasarruf sağlar hâle geldik. 60 kişilik ekiple havuzları elden geçiriyoruz. Yakında devreye sokacağız. Bunları kendi bünyemizde yaparken İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinden teknik eleman desteği aldık. Geçmiş yönetimlerin ihmalinden kaynaklı bu sorunun çözümü için belediye bütçemizden 50 milyon TL yatırım yaptık.”
Belediyenin cevabı bu… Her vatandaş gibi benim de dileğim, bir an önce bu sorunun kısmen de olsa çözülmesi…
Niye kısmen diyorum, çünkü 40-50 yıllık eskimiş paslanmış, her gün şehrin değişik noktalarından onlarca patlak veren su boruları değiştirilmedikten, yani alt yapı halledilmeden su meselesi gündemimizi meşgul etmeye devam edecek.
*
Gelelim işin siyasi boyutuna…
Geçtiğimiz ayın gündemi musluklardan akan “bulanık su” meselesiydi.
Ak Parti Milletvekili Mustafa Kaplan’ın açıklamasıyla gündemin zirvesine taşınan “bulanık su” meselesiyle ilgili olarak Kaplan, tek sorumlu olarak Kırıkkale Belediye Başkanı Ahmet Önal’ı gösterdi. Yukarıda bu işin kısa bir tarihî özetini anlattım. Sayın Vekil’in bu süreci bilmiyor olması mümkün değil. Bilmiyorsa da parti çevresinden ve danışmanlarından bu sorunun geçmişine yönelik bir araştırma yapılmasını istemesi gerekmez miydi?
Çünkü Mustafa Bey öyle bir açıklama yaptı ki sanki geçtiğimiz 20 yılda Kırıkkale Belediyesini hiç Ak Parti yönetmemiş! 2004’ten 2024’e kadar Kırıkkale Belediyesinin Ak Parti dışında bir belediye başkanı olmamış ki!
Mustafa Bey’e göre, bu 20 yıllık süreçteki belediye yönetimlerinin hiç hatası, suçu yok! İnanın Sayın Vekil, bu denli siyasi bir hatayı ancak Kırıkkale’yi hiç tanımayan ya da tanımadığı için yanlış yönlendirilen bir milletvekili yapardı!
Eğer bugün musluklardan akan suda problem varsa -ki kesinlikle var- tek sorumlu olarak Ahmet Önal’ı hedefe koymak en hafif ifadeyle haksızlıktır. Çünkü süreç ortada ve her şey net… Burada yazıyı baştan okuyarak neden Ahmet Başkan’ın tek sorumlu olamayacağını açık seçik görebilirsiniz. Oysa Sayın Vekil’in, yılların ihmalinden hiç söz etmeden yalnızca Ahmet Önal’ı suçlaması en basit tabiriyle “kolaycılık” değil de nedir Allah aşkına?
Mustafa Bey’in açıklamasına bakacak olursak, Kırıkkale’de musluktan ilk defa bulanık akıyormuş su! Sahiden öyle mi? İyi ama geçmişte “Musluktan Mırık Akıyor!” haberini yapan gazetecilerden birisi de benim! İlahi Vekilim, sizi dinleyen de sanki sizi hiç Kırıkkale’de yaşamıyor, hiç Kırıkkale’yi bilmiyor zanneder!
Neymiş? Suda arsenik varmış. Arsenik Kızılırmak’ta zaten var. Bunu bilmeyen yok ki! Bunu herkes biliyor da siz mi bilmiyorsunuz?
Suyun kalitesizliğini, bir süredir bulanık aktığını hepimiz biliyoruz. Fakat bu durumun insan sağlığını olumsuz etkileyecek boyutta olduğuna dair elinizde bir laboratuvar raporu var mı? Varsa açıklayın da herkes öğrensin.
Bakın, Sayın Vekil, Ahmet Önal sizin konumunuzdayken Türkiye’nin ve Kırıkkale’nin birçok sorununu gündem dışı söz alarak TBMM’de gündeme taşımıştır. Bu sorunların içerisinde Kırıkkale’nin su sorunu da vardı. Bugün de siz milletvekilisiniz. Mesela siz de şehrimizde sık sık yaşanan elektrik kesintilerini gündeme getirseniz keşke! Ya da çok daha önemli bir sorunumuz olan, “yasaklı madde” kullanma yaşının ortaokul seviyesine kadar düştüğüne yönelik iddiaları Meclis gündemine taşıyabilseydiniz ne kadar memnun olurduk. Ya da ne bileyim çıkıp zaman zaman Kırıkkale ile ilgili “bir dakikalık da olsa” sorunlara değinseydiniz…
Neyse Sayın Vekilim, yine de vakit geç sayılmaz. 2028’e kadar 2 yılınız daha var!