Bu düzenleme sıkıyönetim ilanıdır

Bu düzenleme sıkıyönetim ilanıdır

SAADET PARTİSİ İL BAŞKANI FARUK VURGUN HÜKÜMETİN TSK PERSONEL KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ ÖNERİSİNE SERT TEPKİ GÖSTERDİ

SAADET PARTİSİ İL BAŞKANI FARUK VURGUN HÜKÜMETİN TSK PERSONEL KANUNU DEĞİŞİKLİĞİ ÖNERİSİNE SERT TEPKİ GÖSTERDİ

Bu düzenleme sıkıyönetim ilanıdır

Saadet Partisi İl Başkanı Faruk Vurgun, hükümetin TSK Personel Kanunu´nda yapacağı değişikliklerle ilgili sert konuştu.

TSK PERSONEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ

Saadet Partisi İl Başkanı Faruk Vurgun, haftalık olağan basın açıklamasında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.  Hükümetin gündeminde olan ve bu hafta yasalaşması beklenen TSK Personel Kanunu´ndaki değişiklikleri eleştirdi. Terörün bu milletin ortak dramı ve ortak acısı olduğunu hatırlatan Vurgun, ?Akan kan bu milletin evlatlarının kanıdır. Yani akan kan bizim kanımız. Yanan can bizim canımızdır. Al bayrağa sarıp mezara doğru gönderdiğimiz şehitler bizim gençlerimizdir. Ortak acılar ortak kararlılıklar gerektirir. Biz bu yüzden, Saadet Partisi olarak terörü önleyecek, akan kanı durduracak her türlü adımı destekler, her türlü çabayı alkışlarız.  Bu ülkenin birlik ve beraberliğini sağlayacak, bu milletin kardeşliğine katkı yapacak her türlü kanuni, ahlaki ve vicdani düzenlemeyi yürekten destekler, her türlü değişikliği alkışlarız. Çünkü biz, en başından beri ?terörle müzakere edilmez, mücadele edilir´ diyoruz. Kandil´den gelenler, Habur´da davul-zurna ile karşılandığında aynısını söyledik. PKK´lılar,  bizim polisimize-askerimize nanik yaparken de aynısını söyledik.  Bu hükümet, bu iktidar valilere, ?ne yaparlarsa yapsınlar asla müdahale etmeyeceksiniz´ talimatı verdiğinde de biz aynı şeyi söyledik. Şimdi de aynı şeyi söylüyoruz? dedi. 

BU DÜZENLEME BİR SIKIYÖNETİM İLANIDIR

Saadet Partisi´nin terörle mücadele konusunda duruşunda en ufak değişiklik olmadığını vurgulayan Vurgun şöyle devam etti: ?Bizim terörle mücadele konusunda ne duruşumuzda, ne yaklaşımımızda, ne de söylemimizde en ufak bir değişiklik yok. Ama bu hükümetin geldiği nokta gerçekten kendileri adına dramatik,  ülkemiz adına, milletimiz adına ise endişe vericidir. Zira bu hükümet 07.07.1997 tarihli EMASYA (Emniyet-Asayiş- Yardımlaşma) protokolünü ?özgürlükler için bir tehdit´ olduğu gerekçesiyle 04.02.2010 tarihinde yürürlükten kaldırmış, ancak 18 Haziran 2013´te yeni bir EMASYA Protokolünü yürürlüğe koymuştur. Acaba AKP eski EMASYA Protokolünü kaldırırken mi yanlış yaptı? Hemen üç sene sonra yeni EMASYA Protokolünü yürürlüğe koyarken mi yanlış yapıyordu? Acaba hangisinde aldatılıp kandırılmıştı? Bu tasarı dikkatli bir şekilde incelendiğinde görülecektir ki; bu düzenleme bir sıkıyönetim ilanıdır. Bir olağanüstü hal ilanıdır. Genel ve süreklidir.?
?YENİ ANAYASA´ SÖZÜ VERDİLER, DARBE DÖNEMLERİNİ ARATIYORLAR!
TSK kanun değişikliğinin Nasrettin Hoca´nın hikâyelerini hatırlattığını söyleyen Vurgun, ?Daha vahimi, kaldırdıkları EMASYA Protokolü bir ?İdari İşlem´di. ?Yeni Düzenleme´ ise adeta Nasrettin Hoca´nın fil hikâyesini hatırlatıyor. Çünkü EMASYA Protokolüne nispetle çok daha ağır hükümler getirmekte ve kanunla yapılmaktadır. Dahası Parlamentonun görevini, bakanlar kurulu kararnamesi ile doğrudan askere devretmektir. Daha açık ifadesiyle, bu tasarı ?kaş yapacağım derken göz çıkarmaktadır.´ 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde en büyük vaat olarak ?Yeni Anayasa´ sözü veren bir iktidarın, bırakın yeni anayasa yapmayı, eski anayasaları, hatta darbe dönemlerini bile aratır hale gelmesi hazin bir durumdur. Maalesef askerimize nanik yapılırken verilen talimatlar ne kadar yanlışsa bugün sınırı ve muhtevası belli olmayan, süresi ise sürekli olan bu düzenleme de o kadar yanlıştır. Geçmişte bunun defalarca sıkıntılı örnekleri yaşanmıştır? diye konuştu.

BAŞLADIĞI NOKTA İLE GELDİĞİ NOKTA 180 DERECE TERS

Bu iktidarın hiç değişmeyen, çok temel bir özelliğinin olduğunu kaydeden Vurgun, ?Hemen her konuda, başladığı nokta ile sonunda geldiği noktanın180 derece ters olması. Ergenekon davalarına savcı olarak başladılar sonra aynı Ergenekon´un avukatı oldular. Dış politikaya, Esad´a kardeşim diyerek, saraylarda ağırlayarak başladılar sonra hem Suriye´ye, hem de Türkiye´mize telafisi imkânsız zararlar verecek kadar Esad düşmanı oldular. Çözüm sürecine, Kandil´in yollarına adeta kırmızı halılar sererek, Dolmabahçelerde mutabakat imzalayarak başladılar, şimdi ise ?taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmayacak´ diyorlar. Devlet yönetimi ciddi bir iştir. Erbakan Hoca´nın dediği gibi ?çoluk çocuk işi değildir.´ Devlet yöneticilerinin attığı her adımın bir hesabı, her sonucun bir faturası vardır. Bir gün gelir o hesap sorulur? şeklinde konuştu.

KARDEŞLİK İMTİHANINDAN GEÇİYORUZ

Ülke olarak imtihanın en zorunu yaşadıklarının altını çizen Vurgun, konuşmasını şu sözlerle bitirdi: ?Kardeşlik imtihanından geçiyoruz. Öfke ile kalkan zarar ile oturur.  Şunu net olarak söylemek isterim ki, sadece güvenlikçi politikalar, sadece askeri tedbirler sorunu çözmekten çok uzaktır. Otuz beş yıllık uygulama göstermiştir ki, silahlı müdahalenin tek yöntem olarak kullanılması sorunu daha da derinleştirmektedir. Daha açık bir ifadeyle ?adam öldürerek terör bitirilemez.´ Yanlış anlaşılmayı önlemek için hemen belirtelim ki teröre karşı silahlı mücadele elbette olacaktır. Teröre karşı silahlı müdahale gereklidir ve ilk başta gelen birinci şarttır. İkinci şart, iktisadi tedbirlerdir. Yani devlet, silahlı müdahaleyi iktisadi tedbirlerle, kamu yatırımlarıyla desteklenmelidir. Yani bölge halkına iş imkânı sağlanmalıdır. Üçüncü olarak, bölge için bir kısım mali teşvikler getirilmelidir. Örneğin: Bölgedeki şirket yatırımlarından 25-30 yıl kurumlar vergisi alınmamalıdır. Dördüncü olarak, teröre önlemek için, Milli Eğitim Sistemimiz, milletimizin inanç yapısına uygun olarak yeniden düzenlenmelidir. Örneğin: Milletimizin inancına göre ?Masum bir kimseyi öldüren tüm insanlığı katletmiş gibi günaha girer.´ Çocuklarımıza ilkokuldan itibaren bu ruh verilmelidir. Yani çocuklarımıza ?Önce Ahlak ve Maneviyat´ öğretilmelidir. Beşinci olarak, komşu ülkelerle barış içinde yaşamalıyız. Bunun için de, bilhassa siyasilerin, özellikle de devlet adamlarımızın sürekli olarak ?barış dili´ kullanmaları gerekir. Çünkü hep söylediğimiz gibi barış olmadan üretim, üretim olmadan kalkınma, kalkınma olmadan güçlü ve müreffeh bir Türkiye olamaz.?