• Perşembe 32 ° / 16 ° Güneşli
  • Cuma 31 ° / 16 ° Güneşli
  • Cumartesi 31 ° / 15 ° Güneşli



NİSAGÜL DURGUT


Şiddet ve Aile

Korona virüsten bile hızlı yayılıyor ve ne yazık ki onun gibi girdiği haneden bir can hatta daha fazlasını alıp götürüyor. Peki, nedir bu büyük sorunumuz? KADINA ŞİDDET...


Şiddet ve Aile

2020’yi yarılmış, 21.yüzyılın çeyrek asrını tamamlama yolunda hızla ilerlerken bugün hala çözemediğimiz toplumsal bir sorunumuz var. Bu sorun o kadar tehlikeli ki inanın bana korona virüs bile yanında zararsız kalır. Korona virüsten bile hızlı yayılıyor ve ne yazık ki onun gibi girdiği haneden bir can hatta daha fazlasını alıp götürüyor. Peki, nedir bu büyük sorunumuz?

KADINA ŞİDDET...

Çok uzun zamandır üzerine düşündüğüm bu konuyu bugün ele almamın sebebi, yakın bir arkadaşımdan dinlediklerimdir. Ötelediğim sözlerimi, içimde bastırdığım düşüncelerimi artık susturamadım. Ve bir kadın olarak değil de bir insan olarak bu konuda bir şeyler söylemem gerektiğine inandım. Ancak ben bu konuyu “Kadına Şiddet” başlığı altında değil de “Şiddet” başlığı altında irdelemek istiyorum. Çünkü bana göre şiddetin cinsiyeti, şahsiyeti, dini, kültürü, ideolojisi, canlısı, cansızı olmaz. Olamaz!

Şiddet toplumsal bir sorundur ve kime, nasıl, kim tarafından uygulandığı mana ifade etmeksizin aynı tepki gösterilmelidir. Ama ne yazık ki toplumumuzda bu böyle olmuyor. Örnek verecek olursak yakın zamanda ünlü bir gazetecinin eşine şiddet uyguladığı haberi gündeme bomba gibi düşmüştü. Yargıya intikal eden bu konunun yanı sıra taraflar hakkında söylenen sözler durumun vehametini ortaya koyuyor. Mesela biri çıkıyor diyor ki “Şahsı yakinen tanırım, iyi bir Atatürkçü’dür.”. Bir diğeri “Dava eden taraf davalının ideolojik düşüncesine ve konumuna saldırmıştır.” diyor. Daha neler neler... Yıllardır benzer olaylar karşısında en büyük tepkiyi gösteren kitleler bir anda kılıf uydurma çabasına girdiler. Ne acı! Yani bu söylenenler bize gösteriyor ki aydın kesim diye nitelendirdiğimiz insanlar bile “ Benden olan yapmaz, yaptıysa da bir sebebi vardır...” düşüncesinde. Sorunları çıkmaza sokan kilit kelime “BENDEN”! Kimse kendinden olana ses çıkarmıyor, hatasını kusurunu görmüyor, görmek istemiyor. Yediden yetmişe herkeste aynı kafa. Yediden yetmişe diyorum çünkü şiddet eğilimi de tıpkı bireyin diğer karakteristik özellikleri gibi çocukluğundan gelir. Hiç kimse sağlıklı bir psikolojiye sahipken bir anda gideyim de bir katil olayım, bir iki insan döveyim demez. Veyahut sorunsuz bir ailenin içinde yaşayan çocuk gidip bir köpeğe işkence etmez. Bu nedenle toplumumuzda kemikleşen bu sorunun çözümünü aile kavramında aramalıyız. Aile; bireyin ilk ve en temel eğitimini edindiği yerdir. İlk okul ailedir aslında. Buna bağlı olarak bir toplumun aile yapısı ne kadar sağlamsa mutluluk endeksi de o kadar yüksektir diyebiliriz. Şöyle bir başımızı çevirip Türk kültürünün geçmişine baktığımızda ‘Bir aileyi yöneten bir devleti yönetir.’ düşüncesinin baz alındığını göreceğiz. Bundandır Cengizhan’ın eşini tanıtırken ‘Ben sizin Han’ ınızım, bu da benim Han’ım demesi. Geçmişimizde aile, devlet kadar önem taşırken, kadın en ulvi konuma sahipken bugün ne oldu da bu kadar değersizleşti başımızı iki elimizin arasına alıp düşünmemiz gerekir. Nasıl oldu da kadınını kızını, kardeşini komşusunu hatta komşusunun tavuğunu katleder oldu bu insanlar? Ne oldu da önemini yitirdi bu değerler?

Bu soruların cevapları öyle bir iki kelime ile üç beş yazı ile çözülemez. Bir film, bir dizi yapmakla anlatılamaz! Çok geniş çaplı sosyolojik-psikolojik çalışmalar yapılmalı, bu işte uzman kişilerin söylemlerine kulak verilmelidir. Öyle kapı komşusuyla dedikodu yaparcasına kamera karşısında kınamakla, bir iki tweet atıp, sosyal mecralardan paylaşım yapmakla olmaz bu iş!

Devlet yetkilileri başta olmak üzere ülkemizin her kesiminden, her ideolojisinden aydın düşünürler bu taşın altına elini koymalıdır. Şiddet suçu karşısında yargıda caydırıcı cezalar oluşturmakla beraber, şiddet eğilimli bireylerin sayısının azalması ve zamanla tamamen ortadan kalkması adına eğitimde, ekonomide, siyasal ve sosyal alanlarda yeni reformlara gidilmelidir. Aksi durumda bu sorun ile baş edemediğimiz her gün toplumumuzda yeni yaralar açıldığına ve biraz daha gerilediğimize şahit olacağız. Ruhsal ve fiziksel sorunları bitip tükenmeyen bir nesille karşı karşıya kalacağız. Geleceğe umutla bakmak istiyorsak eğer kaybettiğimiz değerlerimizi geri kazanmalıyız. Unutmayalım ki bir medeniyetin yıkılışının birincil yolu aileyi yok etmekten, aileyi yok etmenin yolu da kadını değersizleştirmekten geçer. Öyleyse bu soruna daha fazla göz yumulmamalı ve bir an evvel kalıcı çözüm yolları aranmalıdır. Umarım bu konu üzerine yazdığım son yazı olur. Artık yazılarımız da yalnızca iyiyi güzeli, sevgiyi saygıyı anlatırız.

Umutla...